Sayfalar

28 Ağustos 2011 Pazar

HATFANIN YAZISI

PKK'NİN ÇÖKÜŞÜ ŞİMDİ BAŞLADI

Kendi semt caminizde teravih namazı kıldığınızı düşünün. Huşu içinde rekatlar ard arda akarken, caminin üst katına koşarak çıkan ayak seslerini duyuyorsunuz. Birden " Ne oluyor?" diye tedirgin olup namaza devam ederken cemaattan namazı bozanlar oluyor. Derken müthiş bir gürültü ve ardından patlama sesleri...
Sizin de içinde bulunduğunuz cemaat bir sel gibi camiden çıkmaya çalışırken, bu defa üst kattan makineli tüfek sesleri geliyor. Herkes korku ve panik içinde, ayakkabısını bulan bulmayan oradan kaçıp kurtulmaya çalışıyor.
....................
İşte bu olay Hakkari'de aynen yaşandı. Cemaat teravih namazı kılarken camiye dalan teröristler caminin üst kat penceresinden karşıdaki emniyet müdürlüğüne roketatarla ateş açtılar. Aşağıda namaz kılanlar korku panik içinde bir sel gibi dışarı kaçtı.
İşte PKK'nın kanlı ve imansız yüzü...Allah'ın evine bile destursuz girip hocayı ve camaati hiçe sayarak, havaya uçurmayı göze alarak,namazı niyazi çiğneyip eylem yapıyorlar.
Bence bu imansız- kitapsız eylem PKK için sonun başlangıcı olacak. Yaptıkları bu aşağılık iş " Gayretullaha " dokunup sonlarını getirecek...

14 Ağustos 2011 Pazar

HAFTANIN YAZISI

PKK'YA KARŞI MÜCADELE BİTTİ Mİ?

Kanlı PKK terörü ramazanda bile durmuyor.Zaten başından beri dinimizi alaya alan, fırsat ele geçtiğinde dini yaşamayı yasaklayacağı bilinen birşey olan terör örgütü, son olarak biri Yüzbaşı olmak üzere 3 askerimizi daha katletti. Ağrı'da İran'dan gelen doğal gaz boru hattına sabotaj düzenledi. Yani kanlı örgütün mübarek ramazanda da duracağı yok.
Şimdi düşünüyorum da, bu satırları yazmamla, PKK'yı telin etmekle ne ele geçireceğim? Anlı şanlı isimler, gazeteciler, yazarlar, çok çok satan gazeteler terör örgütüyle anlaşmaktan, İmralı'daki insan kasabını serbest bıraktırıp, siyasi müzakere yapmayı isterken ben Don Kişot misali yel değirmenlerine mı saldırıyorum? Bırak gitsin, ver gitsin, rahatımız bozulmasın, paramız gitmesin anlayışı ile cephedeki askerlerin moralleri sıfıra indirilirken biz neyin mücadelesini yapıyoruz.?Yoksa bu savaşı çoktan kaybettik te benim ve benim gibilerin haberi mi yok?
Aslında diyecek çok şey var ama bugünlerde susmak ve gözyaşlarını sessizce içine akıtmak, sessizce dua etmek istiyorum. Belki de yalnızca dualarımız, bunca aymazlığa, bunca gaflet ve ihanete karşı tek başına yeterli olacaktır.

9 Ağustos 2011 Salı

RAMAZAN DÜŞÜNCELERİ

Zaman ne hızlı geçiyor değil mi? Daha dün gibi ramazan başladı derken bugün 9. gün...Neredeyse üçte biri bitti. Hala " Merhaba ya ramazan! " diyoruz ama elveda demeye az kaldı.
İlk birkaç gün çok sıcak olan havanın da tesiriyle biraz zorluk çektik ama şimdi iyice alıştık. Artık 16 saatlik açlık ve susuzluk çok fazla etkilemiyor. Ancak şu uykusuzluk yok mu? En zoru bu. Günde 4-5 saatlik bir uykuyla yetinmek bünyelerimizi bir hayli zorluyor.Hafta sonları kolay ama iş günleri masa başında uyuyamıyacağımıza göre vapurda, minibüste, nerde rastlarsak gözkapaklarımıza mağlüp düşüyoruz.
En büyük üzüntüm ta çocukluk günlerimden beri ramazan gecelerinin en güzel anları olan teravihlere pek fazla gidememek. Bunda tembelliğim röl oynamakla birlikte biraz eforla artan çarpıntı şikayetleri de etkili oluyor.
Sahurlarda ise televizyonda değerli hocalarımızı dinleyerek sahur yapıyoruz. Özellikle Cevat Hoca'yı dinlemek ayrı bir zevk. Allah eksikliklerini göstermesin.
Bu arada kahrolası PKK terörü da ramazan dinlemeyip aynı hızla sürüyor. Hergün bir polis ve/veya asker katletmeye devam ediyorlar. Yani açılıma selam, katliama devam!
İran devleti karşısındaki düşmanı iyi tanıdığı ve işi ciddi tutttuğu için PKK'nın İran kanadı PEJAK'a ağır bir darbe indirdi.Çapulcular İran topraklarını boşaltıp can havliyle Kandil'e kaçtılar.
Biz de ise polis mi asker mi derken PKK Mersin'e, Karadeniz'e kadar yayılıyor.
Ah Yavuz nerdesin? Türbenden kalkta, imdada yetiş ! Bizi ancak senin gibi biri kurtarabilir.

26 Temmuz 2011 Salı

HAFTANIN YAZISI

YÜREĞİM VATAN KADAR

Silvan faciasından bu yana bir hafta geçmesine rağmen acısı hala taptaze. Tıpkı vatanın kara bağrında serpilen şehit mezarları gibi. Ekmeğini yeyip suyunu içtikleri vatan uğrunda sayısız kurşun yiyip bir de üstüne üstlük çıkan yangınla yanıp kavrulan şehitlerimiz herşeye rağmen mezarlarında " Vatan sağolsun ! " diye boynunu büküp yatarken gencecik bedenlerini siper ettikleri vatan birileri tarafından paylaşılmaya başlandı bile.
Nasıl milletvekili, kimin milletvekili ya da maşa vekili olan kendini bilmez birisi gazetelere çıkıp şurası şurası bizim diyerek vatana aklınca sınırlar çiziyor. Çizdiği sınırların aslında " müstakbel Ermenistan " olduğundan habersiz aklınca Don Kişotluk yapıyor.
Geçenlerde Erzurumlu bir Dadaş hemşehrimle konuştum. Adam Erzurumu da sınırlarına katmış ya, o tatlı şivesiyle " Sıkıysa gelesen de alasan. Göresen bakalım Erzurum nicedir " diye feveran etti.
İnsanı asıl üzen nedir biliyor musunuz? Son zamanlarda adamların yaptıkları bu hezeyan dolu açıklamalara karşı çıkmak bile " provakasyon " diye niteleniyor. Birileri benim yurdumu paylaşacak ve ben susacağım. Var mı öyle yağma ? Biz sussak bile mezarlarında şehitlerin kemikleri susmaz...

16 Temmuz 2011 Cumartesi

HAFTANIN YAZISI

YÜREKLER YİNE YANDI!

Geçen pazartesi başlayan ve sadece 5 gün süren tatilimiz çok kısa olmasına rağmen özellikle deniz terapisi ile hissedilir ölçüde bir dinginlik sağladı. Çünkü bir önceki gün bütün bir yılın üzerime binen yorgunluğu ile perişan bir halde iken şimdi oldukça rahatlamış gibiyim. İnsan tatile harcanan parayı fazla görebiliyor ama kendi için böyle bir rahatlama payı vermese çok daha fazlasını doktorlara ve psikolologlara verebilir. Bu yüzden eğer Allah ömür verirse ileriki yıllarda da bu tatil olayını ihmal etmemeye çalışacağım.
Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi Armutlu Tatil köyüne gittik. Yolculuğumuz Pendik'ten hızlı feribot ile başladı ve Yalova- Gemlik yoluyla Armutlu'ya vardık. Geçen yıla göre pek az iyileştirme yapılmış Gemlik- Armutlu yolu inişleri, çıkışları ve uçurumları ile çocukları bir hayli korkuttu. Tatil köyünde deniz ile havuz sefası arasında gidip gelen dört gün nasıl geçti anlayamadık. Dönüşte Armutlu-Esenköy -Çınarcık yolunu tercih ettik. İki sene önceye kadar bir hayli gelişme kaydeden bu yol bitirilirse Yalova- Armutlu arası bir saate inecek ve güvenle seyahat edilebilecek. Bu arada Esenköy'de villası olan asker arkadaşım Mehmet Bakır'a da uğradıktan sonra Çınarcık'ta verdiğimiz dondurma molasından sonra Yalova'da 21.30 Pendik feribotunu beklemeye başladık.
Akşam geç saatlerde eve vardığımızda berat kandilinin güzelliklerini yaşarken bir yandan da Diyarbakır'dan gelen acı haberle kahrolduk.Açılım maçılım derken bir hayli şımaran ve şımardıkça da küstahlaşan legal terör örgütü DTP özerklik zırvası ilan ederken illegal terör örgütü PKK'nın eli kanlı köpekleri 13 askerimizi diri diri yaktılar. İmrali'daki " Canibaşı " sözde barış planları yaparken arazideki yavrucukları " başlarım barışına! " diyerek ne denli kana susamış canavar olduklarını bir kere daha " bizim safdillere " ispatladılar.
Başbakanımız " bundan sonra herşey başka olacak! " diye buyurmuş. Bakalım ne yapılacak? Vatanın kara bahtlı maderine hançerini dayamış olan bu azılı katillere nasıl cevap verilecek?
Diyarbakır'da diri diri ateşe atılan benim kardeşim, senin oğlun, öbürünün damadı. Onlara, bizim çocuklarımıza bu vahşeti reva görenleri artık gerçek yüzleriyle tanıyalım. Barıştan, marıştan anlamıyacalarını iyi bilelim ve onlara artık anlayacakları dilden cevap verelim...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

HAFTANIN YAZISI

YAZ REHAVETİ !

Yaz gelince bütün işlerde, uğraşlarda gizli açık bir rölanti başlar. Kamu özel bütün işyerlerinde herşeyin tıkır tıkır işlediği sanılır ama yine de sıcağın etkisiyle bir performans düşüklüğü olduğu bir gerçektir. Dolayısıyle yazma çizme işleri de yaz rehavetinden nasibını alır. Kış aylarında rahatça yazı yazacak sakin bir köşe bulmak için yazın gelmesini ve balkonlarda şöyle çayımı içerek, ağız tadıyla yazmayı düşleyen ben bile planladığım performansın henüz dörtte birine bile ulaşmış değilim.
Yazmayı daha çok gece saatlerinde tercih ettiğim için saat dokuzda olan akşam, yemek falan derken saat 11'e dayanıyor ve bu defa uyku gündeme geliyor. Tabii olan da bizim kitap projesine oluyor ve bölümler milim milim ilerliyor. Hoş benim kitabı bitirmemi dört gözle bekleyen kimse yok ama böyle geride kalmak beni rahatsız ediyor. Mayıs 2010'da bitirip teslim ettiğim- üstelik sipariş üzerine- Yıldırım Beyazıt biyografisinin hala basılmayı beklediğini düşünürsek kitabımı bitirmemi benden başka iplemeyen olduğu oldukça açık.
Ah şu mürekkep yalamak, ah şu tutku yok mu, beni belki de boş şeylerin kölesi yapıyor. Bir zamanlar rahmetli pederin dediği gibi boş şeylerle uğraşıyorum. Ya da yeteneksiz olduğumu bir türlü kabul edemeyip kitap yazdığımı sanıyorum. Acaba dönsem mi bu aşkın şafağından?
Oh, hayır dönemem. Çelebiler otursun haremlerde kışlasın. Tutkunun ve hayal gücünün sefer yolları beni bekliyor!

4 Haziran 2011 Cumartesi

HAFTANIN YAZISI

KONUMUZ YİNE EDEBİYAT

Seçimlere bir hafta kala meydanlar iyice kızışırken seçmenlerin çoğu, benim gibi hala oyunun rengi hakkında kararsız. Ya bu hafta hangi parti diye karar vereceğiz ya da seçim günü yazı tura atacağız.
Bu arada yazı çalışmalarım iyice tavsadı. Hatta yazmayı iyice bıraktım dersem yalan olmaz. Bu olguda hala yayıncıda olup basılıp basılmayacağı, ne zaman basılacağı meçhul olan iki dosyamın verdiği hayal kırıklığı büyük rol oynuyor. Bir kitaba en az 2 yıl emek verip de bir köşeye atmak çok zor bir iş olsa gerek. Geçenlerde Ötüken'e hikaye dosyamı götürdüğümde editörle konuşurken aynı şeyden yakındık. Ne yazık ki Türk Edebiyatı denen şey sade elli küsür yazarın yaptığı bir iş. Geri kalanlar figüran olmaktan öteye geçemiyor. Bu arada binlerce yazar adayı için de kitabını yayınlatmak hayalden de öte olmayacak bir düş. Denebilir ki geçmişte de öyle değil miydi? Belki binlerce kişi yazdı ama geride yalnızca Peyami Safalar, Kemal Tahirler, Tarık Buğralar, Sevinç Çokumlar ve Orhan Pamuklar kaldı.
Herşeye rağmen bir defa mürekkep yaladığımız için yazmaktan vazgeçmeyeceğiz. Yazdıklarımız basılmasa da, okunmasa da bu böyle devam edip gidecek. Çünkü biz yazarız, yazdıkça varolacağız!...

22 Mayıs 2011 Pazar

HAFTANIN YAZISI

DEHŞETİN KEPENKLERİ

Doğuda büyük bir süredir büyük bir şehir dehşeti kol geziyor. Kendilerince bahane bulan PKK ve yandaşları KCK, BDP vs. sanki kafalarındaki Marksist ideolojiyi hayata geçirmek için özel sektörü bitirmek istiyor. Nitekim ölümle tehdit ederek ikide bir kepenek kapattırarak çarşı pazarı iflasa sürüklemek üzereler. İnsanlar işsizlik ve parasızlıktan kan ağladığı halde korku dağları beklediği için bir kör kuşuna hedef olmamaya çalışıyor ve işyerlerini açmıyor.
Bir zamanlar Kamboçya'yı kan ve ateşe boğan zalim Pol- Pot rejiminin bir benzeri Güneydoğuda prova ediliyor. Hatta daha da ileri giderek halkın hür iradesini bile ölümle tehdit ediyorlar. " Şu sandıktan bağımsız adaydan başkasına kaç oy çıkarsa o kadar da tabut çıkar" diyerek Kızıl Kmercilik oynuyorlar.
Butün bunlar olup biterken devlet pasif bekleyişte. Sanki meydan Pol- Potlara kalmış gibi. Ne diyelim? Okunan şu ezanların hürmetine " Allah encamımızı hayretsin "
Deme bu niçin böyle / Bak sonuna sabreyle
Görelim mevlam neyler / Neylerse güzel eyler.

15 Mayıs 2011 Pazar

HAFTANIN YAZISI

ALEX DİYE BİR FENOMEN

Türkiye'ye geldiğinden beri hep gündemde kaldı. Ancak bu her zaman başarılararla dolu bir gündemdi. Gol kralı oldu, takımı sırtladı şampiyon yaptı. Hemen her sezon aldığı parayı hak etti. kaptan oldu, Türkçe bilmemesine rağmen mükemmel bir kaptan oldu.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

HAFTALIK YAZI

ŞEHİRDEKİ PKK DOĞUYU MAHVEDİYOR!

Son günlerde başta Diyarbakır olmak üzere doğudaki birçok şehirde PKK'nın şehir yapılanması olan KCK tarafından organize edilen şiddet eylemleri başta bu şehir halkı olmak üzere herkesin sabrını taşırdı. Devletin kolluk kuvvetlerine karşı silah kullanmaktan tutun da kepenk kapatmaya, camilerin dışında sözde cuma namazı kıldırmaktan, okullara saldırmaya kadar birçok vahşi eylem icra ettiler. O kadar ki çarşı pazarlarda işler durma noktasına geldi. Çalışanlar evlerine ekmek götüremez bir hale geldiler. Bölgenin zaten bozuk olan ekonomisi daha da batağa girdi. PKK ve onun yan örgütü KCK yüzünden doğunun makus talihi daha da kararırken ülkemizin diğer yöreleri aldı başını gitti. Başta Marmara bölgesi olmak üzere Gaziantep'ten Zonguldak'a, Muğla'dan Rize'ye ve Erzurum'a kadar ülkeyi şöyle bir gezerseniz ve ard niyetli değilseniz sağlanan baş döndürücü gelişmeyi gözlerinizle görebilirsiniz. Gelişme ve büyümeye heryerden çok ihtiyaci olan doğu ise tarihin kanlı çöplüğünde yerini alan Pol- Pot bozuntusu KCK yüzünden gittikçe gerilemekte.
Bu adamların günün birinde buralara egemen olmaları ihtimali isanı ürkütüyor. Şimdi bunca polis ve askere rağmen bunları yapıyorlarsa yarın güç ellerine geçerse neler yaparlar Allah bilir.

29 Nisan 2011 Cuma

ŞÜKÜR KAVUŞTURANA!

Uzun zamandır kapalı olan blogger devletlülerin lütüfları sonucu tekrar yayına başlayınca biz de köşemize kavuştuk. Görüldüğü gibi yeni bir şeyi ele geçirmek yerine kaybettiğimiz bir şeyi yeniden bulmak bize sevinç olarak yetiyor.
Aradan geçen aylar boyunca hayatımda bir-iki önemli değişiklik oldu. Birincisi yedi yıldan beri beraber olduğum, ilk göz ağrım " sevgili arabam Yakut'u " takasa vererek yerine sıfır bir araba aldım. Yakut'tan vazgeçmek benim için çok zor oldu. Aramızda geçen dramatik bir hadiseyi milliyet blogdaki sayfamda okuyabilirsiniz: "Garip bir aşk hikayesi " Zaten yeni arabaya da adını o koydu: Beyaz gül...Ne yalan söyleyeyim, yeni araba ona göre çok kaliteli olmasına rağmen onun verdiği zevki vermiyor bana. Sevgili Yakut..Şimdi nerdesin acaba? İnşallah yeni sahibinden memnunsundur.
İzmit'e arşiv çalışması için dört günlük bir seyahatimiz oldu. Adı üzerinde çalışma olmasına rağmen bu şehirden hoşlandığımdan mı, yoksa hayatın monotonluğu ortasında bir değişiklik olduğundan mı gerçekten iyi geldi bana. Pasajdaki o güzel kafede çay içerken gazete okumak, İzmit'ten Körfez'e ve Samanlı dağlarına bakmak, Kartepe'nin karını seyretmek, arşiv katlarındaki dosya okyanusunda yalnızlığımla başbaşa kalmak ve trenle İstanbul'a dönerken beyaz ay-yıldızlı pencereden gördüğüm harika manzaralar silinmez izler olarak hafızama kazındı bile...
Bu arada annem de Rize'ye gitti. Artık her kafama estiğinde Fatih'teki eve gidemiyeceğim. Çünkü annem orada yok. Allah uzun ömürler versin. İnsan kaç yaşında olursa olsun anne annedir.
Yazı hayatına gelince pek yaprak kımıldamıyor. Kastaş kendi yazdırdığı Yıldırım Beyazıd'ı unuttu. Zaten bu yüzden kırgın olduğumdan bir aydır uğramıyorum. İnanın yazmaktan, edebiyattan soğudum. İyi ki bloglar var.
Bugünlük de bu kadar. Başka bir yazıda tekrar bulışmak üzere...

20 Şubat 2011 Pazar

TELİF HAKKI ÜSTE PARA OLDU

Edebiyat adına birşeyler yazmak bir hayli zordur. Hele hele kitap yazma amacında iseniz çok çok daha zordur. Çünkü en azından bir yıl sürecek, sizi sürekli meşgul edecek, zaman zaman uykusuz bırakacak zorlu bir serüvene atılmışsınız demektir.
Yazmış olduğunuz kitabı bitirdiğinizde büyük bir haz duyarsınız. Artık onu birileriyle paylaşmak, kitaba dönüşmüş olarak elinizde tutmak en büyük amacınız olur. Ancak bütün zorlukların bundan sonra başladığını bile bile başlarsınız yayınevi yayınevi dolaşmaya. Çaldığınız bütün kapılardan eli boş döndükçe bütün hevesiniz kırılır, yazdığınıza yazacağınıza pişman olursunuz. Hele el emeği göz nuru telif hakkı almayı düşünüyorsanız uğrayacağınız düş kırıklığı çok daha büyük olur. Çünkü ülkemizde telif hakkı sayıları elliyi bile bulmayan, '' çok şanslı ve tanınmış imzalara " has bir imtiyazdır. Geri kalanlar ancak üste para verirse yani negatif telif hakkıyla kitabını bastırabilir.
Yüzelli sayfalık bir kitap için en az 2000-2500 lira vererek yayınevinin logosunu kitabınızda görebilme lütfuna erişebilirsiniz. Buna karşılık canları isterse satıştan size pay verirler.
Böyle bir ortamda ne yazıkki edebiyatımız çok kısır kalmakta ve belli ellerde dönen bir çark olarak işlemektedir.
Yazarların hakkını koruyacak kültür bakanlığı veya yazar birlikleri mi dediniz ? Onları yönetenler zaten yayıncı olduğundan böyle fuzuli işlerle uğraşmazlar zaten....

7 Şubat 2011 Pazartesi

YENİDEN MERHABA!

Uzun bir süredir e-postadaki bir sorun nedeniyle ulaşamadığım blog sayfama yeniden kavuştum. Eskiden olduğu gibi her hafta yazmaya devam.
Sayfamdan ayrı kaldığım süre içinde hayatımda pek fazla bir değişiklik olmadı ama uzun yıllardır içimde bir ukde olan ''Kore Savaşı romanım " Kore Dağlarında Aslanım Yatar adıyla yayınlandı ve hiç ummadığım bir satış düzeyine erişti. O kadar ki daha önce hiç adını anmamasına rağmen yayıncı 500 TL.telif ücreti vermek zorunda kaldı. İnşallah bu eserim best seller olmasa da Türkiye'de adından söz ettirdiği gibi yurt dışındada da yayınlanacak.
Bu arada "Çığ ve Ateş- Yıldırım Beyazıt ve Timur " adlı biyografi eserim de baskıya girmek üzere.
Görüldüğü gibi yazarlık işleri fena gitmiyor. Ne diyelim gayret bizden tevfik Allah'tan...