Uzun zamandır kapalı olan blogger devletlülerin lütüfları sonucu tekrar yayına başlayınca biz de köşemize kavuştuk. Görüldüğü gibi yeni bir şeyi ele geçirmek yerine kaybettiğimiz bir şeyi yeniden bulmak bize sevinç olarak yetiyor.
Aradan geçen aylar boyunca hayatımda bir-iki önemli değişiklik oldu. Birincisi yedi yıldan beri beraber olduğum, ilk göz ağrım " sevgili arabam Yakut'u " takasa vererek yerine sıfır bir araba aldım. Yakut'tan vazgeçmek benim için çok zor oldu. Aramızda geçen dramatik bir hadiseyi milliyet blogdaki sayfamda okuyabilirsiniz: "Garip bir aşk hikayesi " Zaten yeni arabaya da adını o koydu: Beyaz gül...Ne yalan söyleyeyim, yeni araba ona göre çok kaliteli olmasına rağmen onun verdiği zevki vermiyor bana. Sevgili Yakut..Şimdi nerdesin acaba? İnşallah yeni sahibinden memnunsundur.
İzmit'e arşiv çalışması için dört günlük bir seyahatimiz oldu. Adı üzerinde çalışma olmasına rağmen bu şehirden hoşlandığımdan mı, yoksa hayatın monotonluğu ortasında bir değişiklik olduğundan mı gerçekten iyi geldi bana. Pasajdaki o güzel kafede çay içerken gazete okumak, İzmit'ten Körfez'e ve Samanlı dağlarına bakmak, Kartepe'nin karını seyretmek, arşiv katlarındaki dosya okyanusunda yalnızlığımla başbaşa kalmak ve trenle İstanbul'a dönerken beyaz ay-yıldızlı pencereden gördüğüm harika manzaralar silinmez izler olarak hafızama kazındı bile...
Bu arada annem de Rize'ye gitti. Artık her kafama estiğinde Fatih'teki eve gidemiyeceğim. Çünkü annem orada yok. Allah uzun ömürler versin. İnsan kaç yaşında olursa olsun anne annedir.
Yazı hayatına gelince pek yaprak kımıldamıyor. Kastaş kendi yazdırdığı Yıldırım Beyazıd'ı unuttu. Zaten bu yüzden kırgın olduğumdan bir aydır uğramıyorum. İnanın yazmaktan, edebiyattan soğudum. İyi ki bloglar var.
Bugünlük de bu kadar. Başka bir yazıda tekrar bulışmak üzere...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder