Sayfalar

16 Eylül 2010 Perşembe

HAFTANIN YAZISI

HÜKÜMET VE BDP GÖRÜŞMESİ ÜZERİNE

Hükümetin herşeye rağmen yasal bir parti olan BDP ile görüşmesinde hiçbir mahzur yok.Aslında bu parti PKK'nin görünen yüzü, meclisteki temsilcisi olmasına rağmen yine de mahzur yok. Ancak kuşku doğuran şey, kapalı kapılar arkasında yapılan ve içeriği pek açıklanmayan bu görüşmelerde hangi sözlerin, hangi tavizlerin verildiğidir. Akan kanı durduracağız söylemiyle PKK terör örgütünün isteklerinin hayata geçirilmesi milletin büyük çoğunluğunu derinden yaralar.Şimdiye kadar Ak Partiyi destekleyen büyük kitleler bu partiye öyle bir sırt döner ki 2002 seçimlerinde eski koalisyon ortaklarını sandığa gömen seçim hezimeti bu defa AKP'nin başına gelir. Bu tespiti öyle laf ola beri gele gibilerinden değil, ortalama seçmenin sağ duyusunu temsil eden '' ortalama bir vatandaş '' olarak yapıyorum. Hele hele yeni anayasa söylemiyle kimi çevrelerde dillendirilen '' federasyon '' fısıltıları sandıkta öyle bir meksika dalgalanması meydana getirir ki dillere destan olur. Bizden söylemesi. Ne de olsa dost acı söyler.

HAFTANIN YAZISI

HÜZNÜN KALBİ DURDU


Ramazan başlarıydı. Yazarlar Biriğinde verilen iftar sonrası dışarıda çay içerken karşılaşmıştık. Ayaküstü birkaç hoş beşten sonra Nevzat Bayhan onunla ilgili bir anekdot anlatmıştı. Merhum Türkiye Gazetesinde çalıştığı sıralarda odada İsa ve Mehdi beyler otururken muzip bir arkadaşları '' İsa burada, Mehdi burada Teccal nerede?'' diye sormuş ve tam o sırada kapı açılmış içeri Olcay Yazıcı girmişti. Hepimiz bu anekdota gülerken yandan Olcay'ın sesi gelmişti: '' Benim olmadığım mecliste...'' Sohbet sonunda herkes dağılırken beraberce Beyazıt'taki kitap fuarına yürümüştük. Fuarda dolaşırken bir kitabını almış ve ona imzalatmıştım. Onunla daha sık görüşme kararıyla ayrılırken ne bilirdim son defa görüştüğümüzü? Bir bayram dönüşü ecel onu otobüste yakalarken zihnimde eski hatıralar canlandı. Ta 1990'lı yıllarda İnsan ve Kainat dergisine kadar giden hatıralar...Şimdi üzüntüm odur ki böyle bir edebiyat dehasıyla ne kadar az görüşmüşüm. Böyle erken veda edeceğini bilseydim en azından bayramlarda aramaz mıydım?

Ne yazıkki insanın değeri onu yitirdikten sonra anlaşılıyor.

9 Eylül 2010 Perşembe

HAFTANIN YAZISI

BUGÜN BAYRAM

Evde tadilat dolayısıyla uzun bir zamandır haftanın yazısını yazamadım. Bugün elim tuşlara giderken konu için sıkıntı çekmeyeceğim. Konu tabiiki bayram. Ramazan bayramı...Yazın en sıcak aylarında tuttuğumuz bir aylık oruçtan ve yaşamış olduğumuz ulvi güzelliklerden sonra bayram da bir başka güzel. Gerçi bu bayram pek de iyi başlamadı. Şefersiz bir trafik teröristi arabanın hasar almasına yol açarak sabah sabah bayram neşemin içine etti. Dar bir yolda üstelik arkası da boşken geri gitmeyip benim aracı yandaki arabaya sürtmeme neden oldu. Aslında kabahat benim ya. Kapa kontağı öylece bekle. Nasılsa acelen yok .Ne herife yol veriyorsun. Derler ya : ne edersen kendine edersin. Şimdi vuruk araçla dolaşmak sıkıntısı bir yana kaskoyla uğraş, boyacıyla uğraş işin yoksa. Artık bu bana adam akıllı bir ders olsun. Ne idüğü belirsiz heriflere kolaylık gösterme. Önce kendini, kendi malını düşün. Neyse, derin bir nefes alalım ve herşeye rağmen bayram sevincini yaşamaya devam edelim. Çünkü bugün bayram...

17 Ağustos 2010 Salı

HAFTANIN YAZISI

SICAK...ÇOK SICAK...

Son 20-25 gündür inanılmaz bir sıcakla kavrulup duruyoruz. Erken saatlerden akşam saatlerine kadar bunaltan, kıvrandıran, çıldırtan bir sıcak dalgası her tarafa hakim. Gündüz böyle de gece iyi mi? Gün boyu böyle bir sıcağı emen evler buram buram terletiyor, uykuyu haram ediyor. Uzun yıllardır aranmayan klimalar şimdi en gerekli ihtiyaç. Bir zamanlar lüks mal iken şimdi gecekondular bile klima dolmaya başladı. Bu arada ramazan orucu da olunca her öğleden sonra müthiş bir susuzluk baş gösteriyor. İftar sofralarının soğuk suları özlemine tahammül edilemeyen bir sevgili gibi.
Bu sıcaklar bir on gün daha devam ederse korkarım eriyip gideceğiz. Benim korkum bu anormal havanın bazı bilinmeyen salgın hastalıkları getirmesi. Nitekim son bir-iki gündür bir göz enfeksiyonu yayılmakta. İnsan ömründe bir-iki defa karşılaşacağı bu olağanüstü günler inşallah biter de özlemle beklediğimiz serin havalara kavuşuruz. Bu çıldırtıcı sıcaklardan sonra erken bayram yaparız herhalde?

9 Ağustos 2010 Pazartesi

HAFTANIN YAZISI

KORE DAĞLARINDA ASLANIM YATAR

TÜRKİYE'DE KORE SAVAŞ ROMANI SONUNDA GERÇEK OLUYOR


Tarihi değerlerimize olduğu kadar tarihi hatıralarımıza karşı vefasızlığımız ünlüdür. Kore Savaşı ve bu savaşta Mehmetçiğin gerçekleştirdiği destan bunlardan biridir. O kadar ki o savaştan bu yana 60 yıl geçmesine rağmen Kore'de Türk askeri üzerine ne bir roman yazıldı ne de bir sinema filmi çekildi.
1975'ten beri içimde yaşayan, bitmez bir sevda gibi hiç sönmeyen Kore Savaşı'nda Mehmetçiğin romanını yazma ülküsü iki denemeden sonra olgunluğa ulaşarak '' Kore Dağlarında Aslanım Yatar '' ismiyle kitaplaşmak üzere. Türkiye'de ilk olan bu çalışma adım gibi biliyorum ki aynı ilgisizlik ve vefasızlığa mahküm olup yıllarca raflarda satılmayı ve okunmayı bekleyecek. Hele reklamdan mahrum olduğu düşünülürse bu durum kaçınılmaz görünüyor.
Ancak en azından birileri çıkıp Kore'de Mehmetçiğin romanı bile yazılmadı diyemeyecek artık.Derse bu onun bilgisizliğine verilecek. İşte tarihe düşülen bu küçük not bile benim bu eserle o çok uzaktaki topraklarda kanını sebil edenlere vefa borcumu yerine getirdiğime şahitlik edecektir.

1 Ağustos 2010 Pazar

HAFTANIN YAZISI

GÜNEYDOĞULU ALBAYRAK SEVDALILARI

Uzun yıllardır süren PKK terörü yurdun çeşitli yörelerinde Kürt vatandaşlarımıza karşı çok yanlış bir kanaat uyandırdı. Sanki bütün güneydoğulu kardeşlerimiz terör yanlısıydı ve doğal bir PKK destekçisiydi. Bizzat terör Örgütü böyle sanılması için çok uğraştı, sayısız provakassyon yaptı. Bazen bu provakasyonlar Dörtyol ve İnegöl örneklerinde olduğu gibi başarıya da ulaştı. Buna karşı provakasyonlar de eklendiğinde küçük çapta iç savaş dehşetleri yaşandı. Halbuki sanılanın aksine Güneydoğulu vatandaşlarımızın çoğu milli birlikten yana, al bayrak sevdalısı mert insanlardır. Televizyonda al bayrağı dalgalandırarak, düğüne gider gibi askere gidenlerini, dağ başlarındaki karakollarda batıdan gelmiş arkadaşlarıyla omuz omuza savaşıp şehit düşenlerini ve milli maçlarda Türk milli takımının galibiyetlerinde en az bizim kadar coştuklarını az mı gördük?
Hal böyleyken başta siyasiler olmak üzere hepimize düşen görev bu gerçeği her zaman vurgulamak ve doğulu- batılı dayanışmasını kuvvetlendirmek için her şeyi yapmaktır.
Ayırmak, bölmek çok kolaydır. Bir çift söze bakar. Halbuki birleştirmek yüzyıllar alır. 1000 yıldır bir arada yaşayan bu milleti bölmek, parçalamak isteyenlere fırsat vermeyelim.

HAFTANIN YAZISI

GÜNEYDOĞULU ALBAYRAK SEVDALILARI

Uzun yıllardır süren PKK terörü yurdun çeşitli yörelerinde Kürt vatandaşlarımıza karşı çok yanlış bir kanaat uyandırdı. Sanki bütün güneydoğulu kardeşlerimiz terör yanlısıydı ve doğal bir PKK destekçisiydi. Bizzat terör Örgütü böyle sanılması için çok uğraştı, sayısız provakassyon yaptı. Bazen bu provakasyonlar Dörtyol ve İnegöl örneklerinde olduğu gibi başarıya da ulaştı. Buna karşı provakasyonlar de eklendiğinde küçük çapta iç savaş dehşetleri yaşandı. Halbuki sanılanın aksine Güneydoğulu vatandaşlarımızın çoğu milli birlikten yana, al bayrak sevdalısı mert insanlardır. Televizyonda al bayrağı dalgalandırarak, düğüne gider gibi askere gidenlerini, dağ başlarındaki karakollarda batıdan gelmiş arkadaşlarıyla omuz omuza savaşıp şehit düşenlerini ve milli maçlarda Türk milli takımının galibiyetlerinde en az bizim kadar coştuklarını az mı gördük?
Hal böyleyken başta siyasiler olmak üzere hepimize düşen görev bu gerçeği her zaman vurgulamak ve doğulu- batılı dayanışmasını kuvvetlendirmek için her şeyi yapmaktır.
Ayırmak, bölmek çok kolaydır. Bir çift söze bakar. Halbuki birleştirmek yüzyıllar alır. 1000 yıldır bir arada yaşayan bu milleti bölmek, parçalamak isteyenlere fırsat vermeyelim.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

HAFTANIN YAZISI

KISA BİR ARMUTLU TATİLİ

Kısa da olsa, uzun da olsa tatil her zaman güzeldir. Özellikle uzun bir yılı stresli bir işte çalışarak geçirdiyseniz tatili iple çekere, mumla ararsınız. Tatil esnasında iş- güç tamamen aklınızdan silindiğinden iş stresi tamamen ortadan kalkar ve dönüşünüz kolaylaşır. Koca bir yıla daha sancısız başlarsınız.
İhlas Armutlu Tatil köyünde geçirdiğimiz kısa tatilde de aynen böyle oldu. Denizde, havuzlarda ve özellikle gece kordonda yürüyerek tatilimizi tamamlarken dönüşte de İznik Gölü kenarında güzel saatler geçirdik. Dolayısıyla bu tatilde en güzel anları geçirdiğim yerleri şöylece özetleyebilirim:
- Kumsalda yürüyüş : Başka kumsallarda da çıplak ayakla yürüyüşü çok sevmeme rağmen tatil köyü plajında bu zevk bir başkaydı sanki. Bu yürüyüşler sırasında sağlığıma ve zihnime yeni yüklemeler yaparak bir şekilde geleceğin planını yaptım.
- Kadınlar plajında gece yıldızları seyretmek : Geceleri yarı karanlık olan bu ıssız mevkide yıldızları seyretmek bir başka oluyor. Başta Büyük Ayı takım yıldızı olmak üzere diğer burçları bulup çıkarabilir, kuzeyden güneye tozlu bir yıldız otobanı uzayıp giden Samanyoılu'nun Avcı kolunu keşfedebilir ve baştan başa bu yıldız okyanusunda kendinizi kaybedebilirsiniz.
- Armutlu ilçe merkezi çınaraltı kahvesi : Armutlu ilçe merkezinde meydan camiiinin avlusunda bulunan çınar altı kahvesi bir harika. Burada bir sabah taze simitle demli çayı içtiğinizde başka birşey istemem dersiniz.
- Dönüş yolunda İznik gölü kenarı : Gemlik- Yalova yolu üzerinde Orhangazi'den sağa saparak birkaç kilometre sonra yol kenarında kurulu şirin piknik alanında bulursunuz kendinizi. Devamlı rüzgarlı olan bu mevkide odun ateşinde pişen semaver çayını içerken, küçük dalgacıklarla sahili döven güzelim İznik Gölü'nü seyredebilirsiniz.

4 Temmuz 2010 Pazar

YENİ İŞ FİKİRLERİ VE İNNOVASYON SAYFASI

Bu sayfada yeni bir iş fikri arayan girişimcilerimize, yeni bir ürün arayan sanayicilerimize ve hayatın her dalında uygulamacılara açık iş fikirleri yer alacak.
Ancak zaman zaman bu sayfada boy gösterecek fikirler yanında şekli şemali bizde saklı birçok iş fikri olacak.
Bu sayfada yayınlanan iş fikrini beğenen girişimcilerimiz eğer kendileri için özel bir çalışma istiyorlarsa yazının sonunda verilen telefona veya e- mailime başvurarak belli bir hizmet bedeli karşılığında bu fikre sahip olabilirler.

İŞTE İLK İŞ FİKRİ : BOĞAZ SULARINDA YANDAN ÇARKLI GEZİNTİ TEKNESİ
İstanbul Boğazı gibi dünya incisi bir su yolunda gezinti teknesi olarak sadece İDO'nun vapurları, bazı şirketlerin lüks gezinti tekneleri ve genelde derme çatma tekneler kullanılmaktadır. Pek fazla bir özelliği olmayan bu teknelerle üst düzey bir turizm hizmeti verilemez.
Oysa geçmişin yandan çarklı Şirketi Hayriye teknelerinden esinlenerek lüks döşenmiş, uzun bacası ve direkleri olan, o dönemin çizgilerini taşıyan mürettebatıyla, mevsimine göre üstü açık güvertede veya kaplı salonda canlı klasik Türk müziği çalınan bir tekne boğazda gezinti teknesi kavramanı değiştirecek ve göreceği yoğun ilgiyle kısa zamanda kendini amorti edip kâra geçecektir. Böyle bir gemiye yazın bir ay önceden bilet almak kaydıyla binilebilecek ve katılanlara ömür boyu unutmayacağı bir turizm ziyafeti verilmiş olacaktır.
Haydi İDO veya kârlı turizm yatırımı arayan girişimciler. İşte size altın bir fırsat. Yapın bu işi. Sezen Aksu'nun o ünlü ''Ada vapuru yandan çarklı '' şarkısı gerçek olsun...

Telefon : 0 535 732 43 26 - E -mail: mustafa.semih.Arici@gmail.com

3 Temmuz 2010 Cumartesi

HAFTANIN YAZISI : TÜRKİYE'NİN DÜNYA ÜÇÜNCÜLÜĞÜ

Güney Afrika Dünya Kupası yavaş yavaş sona yaklaşıyor. çeyrek Finaller biterken Almanya, Hollanda, İspanya ve Uruguay yarı finale çıktı. Brezilya ve Arjantin gibi şampiyon adayı iki dev elenirken Almanya üçer beşer atarak kupanın en büyük adayı olduğunu ilan etti. Panzerler bizim Mesut'unda büyük katkılarıyla mutlu sona yaklaşırken dünya kupası gibi milyarların izlediği en üst düzey bir organizasyonda yarı finale ulaşmak ve hatta üçüncü olabilmek gerçekten çok büyük bir olay.
Bu açıdan bakıldığında 2002 Dünya Kupasında milli takımımızın elde ettiği üçüncülüğün nasıl birşey olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Şonol Güneş yönetimindeki milli takımımız meğer ne büyük bir iş başarmışlar. Hakan Şükür, İlhan Mansız, Alpay Özalan, Ümit Davala, Tugay,Hasan ve tabii kaleci Rüştü Reçber adlarını Türk ve Dünya futbol tarihine yazdırdılar. Sonraki iki kupada yokuz ama 2002'de gösterdiğimiz bu büyük başarı ve Güney Kore üçüncülük maçında yaşanan hoş görüntüler unutulacak gibi değil. 2010'da yokuz ancak Hiddink yönetimindeki milli takımımızın Arda ve arkadaşlarıyla 2014'e katılıp tekrar tarih yazacağına inanıyoruz.
Elbette bunun yolu da çalışmaktan geçer. Süper ligdeki yabancı furyasını kısıtlayıp genç yetenekleri bulup çıkararak ve bundan daha da önemlisi oynatıp tecrübe kazandırarak üçüncülükten de ileri geçip final oynayabiliriz.

27 Haziran 2010 Pazar

HAFTANIN YAZISI

NUH GÖNÜLTAŞ'IN YAZISI ÜZERİNE

Hunhar terör örgütü PKK'nın eylem tavanı yapması üzerine her kafadan bir ses çıkmaya, ağzı olan konuşmaya başladı. Bunlardan biri de Bugün gazetesinde yazan Nuh Gönültaş bey... Hazret '' Vatan sağ olsun elbette ama çocuklarımız da sağ olsun. Onlarsız ben bu vatanı ne yapayım! '' diye buyurmuş.
Yani Nuh beye göre Çanakkale'de gencecik yaşta toprağa düşen Mehmetçikler boşuna ölmüşler. Çünkü aileleri onlarsız vatanı ne yapmış? Bu anlayışa göre yarın düşman sınırlara dayanınca evlatlarımız öleceğine düşmana buyur gel demeliyiz. Evlatlarımız tek sağ olsun da düşman çizmesi altında yaşar, onlarla işbirliği yaparak geçinip gideriz.
Sokaktaki adam neyse ne de önemli gazetelerde sütünları işgal edenlerin böyle düşünmesi hayra alamet değil. Bir zamanlar Balkanları da Ortadoğu'yu da böyle kaybettik. Sıra Güney Doğu'ya geldi galiba?

HAFTANIN YAZISI

NUH GÖNÜLTAŞ'IN YAZISI ÜZERİNE

Hunhar terör örgütü PKK'nın eylem tavanı yapması üzerine her kafadan bir ses çıkmaya, ağzı olan konuşmaya başladı. Bunlardan biri de Bugün de yazan Nuh Gönültaş bey... Hazret '' Vatan sağ olsun elbette ama çocuklarımız da sağ olsun. Onlarsız ben bu vatanı ne yapayım! '' diye buyurmuş.
Yani Nuh beye göre Çanakkale'de gencecik yaşta toprağa düşen Mehmetçikler boşuna ölmüşler. Çünkü aileleri onlarsız vatanı ne yapmış? Bu anlayışa göre yarın düşman sınırlara dayanınca evlatlarımız öleceğine düşmana buyur gel demeliyiz. Evlatlarımız tek sağ olsun da düşman çizmesi altında yaşar, onlarla işbirliği yaparak geçinip gideriz.
sokaktaki adam neyse ne de önemli gazetelerde sütünları işgal edenlerin çoğalması hayra alamet değil. Bir

15 Haziran 2010 Salı

HAFTANIN YAZISI

BELLİ ELLERDE DOLAŞAN EDEBİYAT

Bazı eski tüfekler haklıydı galiba? Sermayenin, zenginliğin hep belli ellerde dolaşması, bir türlü tabana inmemesi gibi aynen güzel sanatlar da tabana inemiyor, belli ellerde dolaşan bir meta gibi sanki.
Dün müzikte olan şey yani sermaye sahiplerinin veya çeşitli yollarla onların sponsorluğunu elde edenlerin ünlü bir müzisyen( şarkıcı, türkücü veya popçu) olması gibi bugün edebiyatta da aynı şeyler yaşanıyor.
Tıpkı müzikte olduğu gibi Emel Sayınları, İbrahim Tatlısesleri cebinden çıkarabilecek nice yetenek müzik dünyasının semtine bile uğrayamazken şimdi de edebiyatta nice yetenek kısa zamanda '' lanet olsun!'' deyip yazmaya küsüyor, kalemini çok erken emekli edip kaybolup gidiyor.
Her zaman böyle miydi bilmiyorum.21.yüzyılın başlarında Türk edebiyatı sayısı yüzü geçmeyen yazar çizer takımının etrafında dönüp duran bir menfaat çarkı gibi. Siz ne kadar yetenekli olursanız olun bu çarka girmeyi başaramazsanız boşuna kürek sallamayın. Yol yakınken dönün bu aşkın şafağından. Göz nurunuzu, beyninizi eritip durmayın. Koltuğunuzda kitap dosyası; yayınevi yayınevi sokakları arşınlamayın. Bırakın herşeyi bu yüz kişi yazsın. Koskoca Türk Edebiyatı'nı onlar temsil etsin.
Siz de onların kitaplarını gücünüz yeterse kitapçılardan, yetmezse işportadan alıp okuyun. Hem böylesi çok daha kolay değil mi? Neden kendinize yazık ediyorsunuz?

10 Haziran 2010 Perşembe

CANDAN BİR DOSTUN KAYBI

Bu haftadaki yazımı artık kokularını kaybeden hanımelilerden sonra gece ve gündüzümüzü bir koku bayramına çevirmeye başlayan ıhlamurlara ayırmak isterdim ama iki gündür yaşadığım bir üzüntü buna engel oluyor.
İki yıldan fazladır çektiği amansız hastalıktan kurtulamayarak ( Her zaman genel kaidedir bu. Amansız hastalığın hiç kimseye aman verdiği görülmemiştir) vefat eden çok değerli iş arkadaşım Esat için bir şeyler yazmak istiyorum.
Şimdiye kadar pek çok iş arkadaşım oldu ama onun gibisine pek az rastladım. Güleryüzlülüğü ve uyumluluğu eşsizdi. Çalışkanlılığına diyecek yoktu. Hele '' canım benim ''deyişime mest olurdunuz. Kimseyi kırmaz, kimseyle darılmazdı. Büyükle büyük, çocukla çocuk olurdu. Geçen yaz İzmir kampında hep beraber olduk. Bir kimseye kolay kolay ısınıp yaklaşamayan bizim Melih bile öz amcası gibi sevdi onu. Aramızda hiç unutulmayacak hatıralar oluştu. Değerli eşi ve kızıyla da tanıştık. Şimdi onlara bir başsağlığı bile dileyemedim. Çünkü adeta yerle bir olmuşlardı. Ne diyeyim? Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Mezarlıktan çıkarken uzaktan arkadaşıma veda ettim ve onu Allah'a emanet ettim. İnşallah rabbim ona rahmetle nazar edecek ve o zor ve karanlık yerde yalnız bırakmayacaktır.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

İSRAİL'İN ZEVALİ YAKIN !

Aslında bir hafta sonra yazmak istiyordum ama gündeme bomba gibi düşen bir olay beni bir şeyler yazmaya adeta mecbur etti. Filistin'e insani yardım götüren Türk gemilerine yaptıkları canice saldırı karşısında susmak içinde birazcık insani duygular olan herkese zül gibi geliyor.
Kelime anlamı olarak batma, sona erme anlamına gelen zeval İsrail için çok yakın artık. Çünkü bugüne kadar yaptıkları zülümlere yeni bir tanesini ekleyerek, yapılmayacak bir hata yapıp bütün Türk milletini kendilerine düşman ettiler. Milletimizin hafızası bunu asla unutmayacak. Araya kan girdi. Sonunda Türk kanı da döktüler. Öte yandan İskenderun'da Mehmetçiğe girişilen alçakça saldırıda da parmakları olabilir. Neticeyi kelam siyonist devlet cami duvarına işeyerek mukadder sonlarına doğru bir adım attı. Tarih yarın İsrail'in batışını yazarken bu alçakça saldırıyı önemli bir köşe taşı olarak kaydedecek.

30 Mayıs 2010 Pazar

HAFTANIN YAZISI

YUNAN DOSTLUĞU
Dişişleri bakanımız '' komşularla sıfır sorun'' siyaseti gereğince Yunanlılarla da barış, dostluk ve işbirliği girişimlerine başladı. Özellikle başbakan seviyesinde yapılan ziyaretten sonra öyle bir hava oluşturuldu ki sanki ikiyüz yıllık problem bir anda bitiverdi. Ortalık güllük gülistanlık oldu. Artık karşılıklı '' hazır ol '' durumunu bırakıp sirtaki ya da horon tepeceğiz.
Oysa Yunanlıları iyi tanıyanlar bunun böyle olmadığını gayet iyi biliyor. Tabiiki hiç kimse savaş istemez. Ege Denizi'nin bir barış denizi olması, karşılıklı silahlanmaya ayrılan kaynakların her iki ülkenin refahına harcanması hepimizin dileğidir. Ancak aramızdaki Kıbrıs, Ege sahanlığı, Batı Trakya Türk azınlığı gibi devasa sorunlar hala ortada. Bir adım bile ilerleme sağlanmış değil. Böyle bir niyet de ortada yok.
Ayrıca Yunanlıların kanına işlemiş Türk kini demeyelim de karşıtlığının ve korkusunun öyle kolay bitmeyeceğini hatta daha da ileri giderek bunun Yunan milletini ayakta tutan tek çimento olduğunu biliyoruz. Yaşayanlar görecek. Bir gün gerçekten Yunanlılarla sıfır sorunlu dost olursak Yunanistan ilkçağın Atina ve İspartası gibi parçalara ayrılıp birbiriyle çatışmaya başlayacak. Bu tarihi sırrı iyi bildikleri için ne pahasına olursa olsun '' Megalo İdea'yı '' devam ettireceklerdir.

HAFTANIN YAZISI

TEKRAR MERHABA !

Uzun bir süre bloggerime giriş yapamadım. Ancak bundan sonra düzenli olarak önce haftanın yazısı sonra günlük yazmaya çalışacağım. Bu benim için e- yazarlığa giriş kapısı olacak.
Bu süre içinde '' Yeşil Mavi Hikayeler '' ve '' Yıldırım Beyazıt ve Timur '' kitaplarımı bitirip yayıncıya teslim ettim.Yeni bir esere başlamadan önce en 2 ay kalemimi dinlendirmek ve bu arada bolgger gibi çalışmalara daha çok zaman ayırmak istiyorum. 30 MAYIS 2010

22 Nisan 2010 Perşembe

TEKRAR YAZMAYA BAŞLARKEN

Uzun bir süredir edebiyat bloğuma birşey yazamadım.Bu duruma internetten uzak kalmam kadar diğer yazı işlerimin yoğun olması neden oldu.
Bundan böyle düzenli olarak bloğumu kullanacağım. Bu arada, kitap çalışmalarında fazla bir yol aldım sayılmaz. Özet olarak:
- ''Yeşil-Mavi Hikayeler '' hikaye dosyamı bitirerek işin en zor kısmına geldim.Yayıncı bulmak için yayınevi yayınevi dolaşmaya başladım.Mayıs başında belli olacakmış.
- Yılan hikayesine dönen '' Ve Kar İzleri Örttü- Kore 1950 '' dosyamı onu asla yayınlamayacğını bildiğim bir yayınevine verdim. En erken bu yıl sonunda haber vereceklermiş. İnşallah önce ben kapandıkları haberini alırım.
- Ismarlama biyografi dosyası '' Yıldırım Beyazıt ve Timur '' mayıs başında tamamlayıp yayınevine vereceğim. Yalnız bu kitabımın basımı garanti. En geç ekimde kitap haline gelmiş olur.
Velhasılı kelam, olur iş değil ama mürekkep yaladık bir kere