YÜREĞİM VATAN KADAR
Silvan faciasından bu yana bir hafta geçmesine rağmen acısı hala taptaze. Tıpkı vatanın kara bağrında serpilen şehit mezarları gibi. Ekmeğini yeyip suyunu içtikleri vatan uğrunda sayısız kurşun yiyip bir de üstüne üstlük çıkan yangınla yanıp kavrulan şehitlerimiz herşeye rağmen mezarlarında " Vatan sağolsun ! " diye boynunu büküp yatarken gencecik bedenlerini siper ettikleri vatan birileri tarafından paylaşılmaya başlandı bile.
Nasıl milletvekili, kimin milletvekili ya da maşa vekili olan kendini bilmez birisi gazetelere çıkıp şurası şurası bizim diyerek vatana aklınca sınırlar çiziyor. Çizdiği sınırların aslında " müstakbel Ermenistan " olduğundan habersiz aklınca Don Kişotluk yapıyor.
Geçenlerde Erzurumlu bir Dadaş hemşehrimle konuştum. Adam Erzurumu da sınırlarına katmış ya, o tatlı şivesiyle " Sıkıysa gelesen de alasan. Göresen bakalım Erzurum nicedir " diye feveran etti.
İnsanı asıl üzen nedir biliyor musunuz? Son zamanlarda adamların yaptıkları bu hezeyan dolu açıklamalara karşı çıkmak bile " provakasyon " diye niteleniyor. Birileri benim yurdumu paylaşacak ve ben susacağım. Var mı öyle yağma ? Biz sussak bile mezarlarında şehitlerin kemikleri susmaz...
26 Temmuz 2011 Salı
16 Temmuz 2011 Cumartesi
HAFTANIN YAZISI
YÜREKLER YİNE YANDI!
Geçen pazartesi başlayan ve sadece 5 gün süren tatilimiz çok kısa olmasına rağmen özellikle deniz terapisi ile hissedilir ölçüde bir dinginlik sağladı. Çünkü bir önceki gün bütün bir yılın üzerime binen yorgunluğu ile perişan bir halde iken şimdi oldukça rahatlamış gibiyim. İnsan tatile harcanan parayı fazla görebiliyor ama kendi için böyle bir rahatlama payı vermese çok daha fazlasını doktorlara ve psikolologlara verebilir. Bu yüzden eğer Allah ömür verirse ileriki yıllarda da bu tatil olayını ihmal etmemeye çalışacağım.
Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi Armutlu Tatil köyüne gittik. Yolculuğumuz Pendik'ten hızlı feribot ile başladı ve Yalova- Gemlik yoluyla Armutlu'ya vardık. Geçen yıla göre pek az iyileştirme yapılmış Gemlik- Armutlu yolu inişleri, çıkışları ve uçurumları ile çocukları bir hayli korkuttu. Tatil köyünde deniz ile havuz sefası arasında gidip gelen dört gün nasıl geçti anlayamadık. Dönüşte Armutlu-Esenköy -Çınarcık yolunu tercih ettik. İki sene önceye kadar bir hayli gelişme kaydeden bu yol bitirilirse Yalova- Armutlu arası bir saate inecek ve güvenle seyahat edilebilecek. Bu arada Esenköy'de villası olan asker arkadaşım Mehmet Bakır'a da uğradıktan sonra Çınarcık'ta verdiğimiz dondurma molasından sonra Yalova'da 21.30 Pendik feribotunu beklemeye başladık.
Akşam geç saatlerde eve vardığımızda berat kandilinin güzelliklerini yaşarken bir yandan da Diyarbakır'dan gelen acı haberle kahrolduk.Açılım maçılım derken bir hayli şımaran ve şımardıkça da küstahlaşan legal terör örgütü DTP özerklik zırvası ilan ederken illegal terör örgütü PKK'nın eli kanlı köpekleri 13 askerimizi diri diri yaktılar. İmrali'daki " Canibaşı " sözde barış planları yaparken arazideki yavrucukları " başlarım barışına! " diyerek ne denli kana susamış canavar olduklarını bir kere daha " bizim safdillere " ispatladılar.
Başbakanımız " bundan sonra herşey başka olacak! " diye buyurmuş. Bakalım ne yapılacak? Vatanın kara bahtlı maderine hançerini dayamış olan bu azılı katillere nasıl cevap verilecek?
Diyarbakır'da diri diri ateşe atılan benim kardeşim, senin oğlun, öbürünün damadı. Onlara, bizim çocuklarımıza bu vahşeti reva görenleri artık gerçek yüzleriyle tanıyalım. Barıştan, marıştan anlamıyacalarını iyi bilelim ve onlara artık anlayacakları dilden cevap verelim...
Geçen pazartesi başlayan ve sadece 5 gün süren tatilimiz çok kısa olmasına rağmen özellikle deniz terapisi ile hissedilir ölçüde bir dinginlik sağladı. Çünkü bir önceki gün bütün bir yılın üzerime binen yorgunluğu ile perişan bir halde iken şimdi oldukça rahatlamış gibiyim. İnsan tatile harcanan parayı fazla görebiliyor ama kendi için böyle bir rahatlama payı vermese çok daha fazlasını doktorlara ve psikolologlara verebilir. Bu yüzden eğer Allah ömür verirse ileriki yıllarda da bu tatil olayını ihmal etmemeye çalışacağım.
Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi Armutlu Tatil köyüne gittik. Yolculuğumuz Pendik'ten hızlı feribot ile başladı ve Yalova- Gemlik yoluyla Armutlu'ya vardık. Geçen yıla göre pek az iyileştirme yapılmış Gemlik- Armutlu yolu inişleri, çıkışları ve uçurumları ile çocukları bir hayli korkuttu. Tatil köyünde deniz ile havuz sefası arasında gidip gelen dört gün nasıl geçti anlayamadık. Dönüşte Armutlu-Esenköy -Çınarcık yolunu tercih ettik. İki sene önceye kadar bir hayli gelişme kaydeden bu yol bitirilirse Yalova- Armutlu arası bir saate inecek ve güvenle seyahat edilebilecek. Bu arada Esenköy'de villası olan asker arkadaşım Mehmet Bakır'a da uğradıktan sonra Çınarcık'ta verdiğimiz dondurma molasından sonra Yalova'da 21.30 Pendik feribotunu beklemeye başladık.
Akşam geç saatlerde eve vardığımızda berat kandilinin güzelliklerini yaşarken bir yandan da Diyarbakır'dan gelen acı haberle kahrolduk.Açılım maçılım derken bir hayli şımaran ve şımardıkça da küstahlaşan legal terör örgütü DTP özerklik zırvası ilan ederken illegal terör örgütü PKK'nın eli kanlı köpekleri 13 askerimizi diri diri yaktılar. İmrali'daki " Canibaşı " sözde barış planları yaparken arazideki yavrucukları " başlarım barışına! " diyerek ne denli kana susamış canavar olduklarını bir kere daha " bizim safdillere " ispatladılar.
Başbakanımız " bundan sonra herşey başka olacak! " diye buyurmuş. Bakalım ne yapılacak? Vatanın kara bahtlı maderine hançerini dayamış olan bu azılı katillere nasıl cevap verilecek?
Diyarbakır'da diri diri ateşe atılan benim kardeşim, senin oğlun, öbürünün damadı. Onlara, bizim çocuklarımıza bu vahşeti reva görenleri artık gerçek yüzleriyle tanıyalım. Barıştan, marıştan anlamıyacalarını iyi bilelim ve onlara artık anlayacakları dilden cevap verelim...
6 Temmuz 2011 Çarşamba
HAFTANIN YAZISI
YAZ REHAVETİ !
Yaz gelince bütün işlerde, uğraşlarda gizli açık bir rölanti başlar. Kamu özel bütün işyerlerinde herşeyin tıkır tıkır işlediği sanılır ama yine de sıcağın etkisiyle bir performans düşüklüğü olduğu bir gerçektir. Dolayısıyle yazma çizme işleri de yaz rehavetinden nasibını alır. Kış aylarında rahatça yazı yazacak sakin bir köşe bulmak için yazın gelmesini ve balkonlarda şöyle çayımı içerek, ağız tadıyla yazmayı düşleyen ben bile planladığım performansın henüz dörtte birine bile ulaşmış değilim.
Yazmayı daha çok gece saatlerinde tercih ettiğim için saat dokuzda olan akşam, yemek falan derken saat 11'e dayanıyor ve bu defa uyku gündeme geliyor. Tabii olan da bizim kitap projesine oluyor ve bölümler milim milim ilerliyor. Hoş benim kitabı bitirmemi dört gözle bekleyen kimse yok ama böyle geride kalmak beni rahatsız ediyor. Mayıs 2010'da bitirip teslim ettiğim- üstelik sipariş üzerine- Yıldırım Beyazıt biyografisinin hala basılmayı beklediğini düşünürsek kitabımı bitirmemi benden başka iplemeyen olduğu oldukça açık.
Ah şu mürekkep yalamak, ah şu tutku yok mu, beni belki de boş şeylerin kölesi yapıyor. Bir zamanlar rahmetli pederin dediği gibi boş şeylerle uğraşıyorum. Ya da yeteneksiz olduğumu bir türlü kabul edemeyip kitap yazdığımı sanıyorum. Acaba dönsem mi bu aşkın şafağından?
Oh, hayır dönemem. Çelebiler otursun haremlerde kışlasın. Tutkunun ve hayal gücünün sefer yolları beni bekliyor!
Yaz gelince bütün işlerde, uğraşlarda gizli açık bir rölanti başlar. Kamu özel bütün işyerlerinde herşeyin tıkır tıkır işlediği sanılır ama yine de sıcağın etkisiyle bir performans düşüklüğü olduğu bir gerçektir. Dolayısıyle yazma çizme işleri de yaz rehavetinden nasibını alır. Kış aylarında rahatça yazı yazacak sakin bir köşe bulmak için yazın gelmesini ve balkonlarda şöyle çayımı içerek, ağız tadıyla yazmayı düşleyen ben bile planladığım performansın henüz dörtte birine bile ulaşmış değilim.
Yazmayı daha çok gece saatlerinde tercih ettiğim için saat dokuzda olan akşam, yemek falan derken saat 11'e dayanıyor ve bu defa uyku gündeme geliyor. Tabii olan da bizim kitap projesine oluyor ve bölümler milim milim ilerliyor. Hoş benim kitabı bitirmemi dört gözle bekleyen kimse yok ama böyle geride kalmak beni rahatsız ediyor. Mayıs 2010'da bitirip teslim ettiğim- üstelik sipariş üzerine- Yıldırım Beyazıt biyografisinin hala basılmayı beklediğini düşünürsek kitabımı bitirmemi benden başka iplemeyen olduğu oldukça açık.
Ah şu mürekkep yalamak, ah şu tutku yok mu, beni belki de boş şeylerin kölesi yapıyor. Bir zamanlar rahmetli pederin dediği gibi boş şeylerle uğraşıyorum. Ya da yeteneksiz olduğumu bir türlü kabul edemeyip kitap yazdığımı sanıyorum. Acaba dönsem mi bu aşkın şafağından?
Oh, hayır dönemem. Çelebiler otursun haremlerde kışlasın. Tutkunun ve hayal gücünün sefer yolları beni bekliyor!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)