BİLİMSEL
MAKALE / SOSYAL BİLİMLER
/ EKONOMİ / GELECEK BİLİM
21.YÜZYILDA ENFLASYONUN YENİDEN TANIMLANMASI
VE BİR TEORİ
(
Redefining İnflation in the 21 st Century and
A Theory )
Mustafa
SemihArıcı, Gelecek Bilimci, Teknoloji Geliştirme Uzmanı, Yazar
ABSTRACT: In 21th century, it is necessary to redefine inflation and
investigate the today's defination of it and observe the fiscal and monetary
policies that applied by governments and central banks. Guided by this
information afterwards, how economic structures will be affected by radical
transformations on new forms of currencies (e.g. crypto currencies), related
technologies (e.g. blockchain) and other technologies (especially industry 4.0
transformation and new energy productions) are of great importance in the next
decades of the 21st century.
On the other
hand, to better fight the phenomenon called inflation, it will be interesting
to connect with positive sciences and produce new theories.
The Inflation
Jet (Response) Theory discussed in this study is indeed targeting this
phenomenon.
ÖZET: 21.Yüzyılda enflasyonu
yeniden tanımlayabilmek için günümüzdeki tanımı, ne olup olmadığı kadar,
hükümet ve merkez bankaları tarafından uygulanan maliye ve para politikalarına
bir göz atmak icap eder. Ardından da bu bilgilerin ışığında 21.Yüzyılın
ilerdeki on yıllarında para birimlerinin alacağı yeni şekiller (E- para, kripto
para ) ilgili teknolojiler (Blockhain teknolojisi ) ve diğer ileri
teknolojilerde Sanayi 4.0 dönüşümü ve yeni enerji üretimleri başta olmak üzere
meydana gelecek radikal değişim ve dönüşümlerin ekonomik yapıları nasıl etkileyeceği
büyük önem taşımaktadır.
Öte yandan enflasyon denen bu olguyla daha iyi
mücadele edebilmek için, pozitif bilimlerle bağlantı kurup, yeni teoriler
üretmek de ilginç olacaktır. Bu çalışmada ele alınan “Enflasyonda Jet (Tepki) Teorisi “ tam da buna yöneliktir.
A.
GİRİŞ: Modern ekonomilerin en büyük
baş belalarından biri enflasyondur. Parasal
bir olgu olarak kabul edilmekle beraber, üretimden tüketime, iç siyasetten
uluslararası ilişkilere kadar birçok yönü ve arayüzü olan enflasyon, yalnızca
şaha kalktığı 20.Yüzyılda değil, içinde bulunduğumuz yüzyılı da derinden
etkileyecek ve daha uzun bir süre yazılmaya, çizilmeye ve okunmaya devam
edilecektir.
21.Yüzyılın henüz yaşanmamış on
yıllarında banknot ve kaydi paranın yerini alacağına kesin gözüyle bakılan
elektronik e para, ya da kripto para karşısında enflasyonun nasıl bir kimliğe
bürüneceği, ya da hızla gelişen teknolojinin gerek enerji ve gerekse Sanayi 4.0
uygulamalarıyla üretim maliyetlerinin radikal ölçüde ucuzlayıp, bollaşacak mal
ve hizmetlerin veya başka bir deyişle arz miktarının enflasyonu tarihe
gömebileceği tartışılır bir hale gelmiştir. Aksine küresel ısınma gibi iklim
bir fenomeninin getireceği kıtlık, susuzluk ve kitlesel göç gibi devasa
problemlerin onu patlatabileceği ileri sürülmektedir.
İşte tüm bunlar enflasyon olgusunu
iyi tanımayı veya meydana gelecek ekonomik ve teknolojik dönüşümler karşısında
nasıl bir kimliğe bürüneceğini iyi incelememiz gerekir.
B.
EKONOMİLERİN BAŞ BELASI ENFLASYON NEDİR, NE DEĞİLDİR?
İktisat kitaplarında enflasyonun birkaç türlü tanımı
yapılır. Ancak en çok kabul göreni, “Belli
bir dönemde (Genellikle aylık ve yıllık) fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen artıştır”. Yani belli bir
dönemde enflasyondan söz edebilmek için bir mal veya mallar grubunun
fiyatlarında oluşacak artış değil, ekonominin tümünde mal ve hizmetlerin
fiyatlarında sürekli olarak genel bir artış olması gerekir. Bu artış miktarı
yüzde oran olarak ifade edilir. Yani geçen ay enflasyon oranı % 1,5 oldu diye
tanımlanır. Veya geçen yıl enflasyon yüzde 12 olarak gerçekleşti denilir. Ancak
bu genel nitelikte açıklanan bir orandır. Aslında enflasyon iki değişik kesimde
meydana gelen fiyat artışlarına göre belirlenir. Tüketici Fiyatları Endeksi
(TÜFE) ve Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE). Para (Money) adındaki kitaplarında
Amerikalı iktisatçılar Daniel Conaghan ve Dan Simth de “Fiyatlar genel
seviyesindeki artış “ olarak tanımladıkları enflasyonun “Belirli bir düzeyde
tutulduğunda sağlıklı işleyen bir ekonominin göstergesi olduğunu “ ifade
ederler. Yazarlar “Asıl sorunlar enflasyon kontrolden çıkmaya başladığında ya
da ekonomi potansiyel olarak aşırı derecede zararlı olan enflasyon- deflasyon
döngüsüne girdiğinde baş gösterir” (1) diye devam ederler.
Bundan başka Talep Enflasyonu ve
Maliyet Enflasyonu kavramları da Enflasyon Literatüründe önemli bir kaplar. Kısaca
ifade etmek gerekirse Talep Enflasyonu; mal ve hizmet arzının toplam talepteki
artış hızına ayak uyduramaması halinde ortaya çıkar. Bu gibi durumlarla,
genellikle ekonominin toparlama sürecine girdiği ve işsizlik oranında azalma
yaşandığı dönemlerde karşılaşılır.
Maliyet enflasyonu ise, petrol ve
gıda gibi emtia fiyatlarının yükselmesi veya savaş veya doğal afetler gibi zor
dönemlerde üretim maliyetlerinde yüksek artışlar yaşanması sonucu ortaya çıkar.
Bu tür hallerde toplam arz daralır ve fiyatlar genel seviyesinde yükselme
yaşanır.(2)
Ayrıca çok kabul gören bir ayrım
olmasa da ücret enflasyonu ve ithal enflasyonunu maliyet enflasyonu içinde
zikretmek gerekir. Tüm bunlardan başka yüksekliğine veya başka bir deyişle artış oranına göre enflasyon üç
kısma ayrılır:
-
Sürünen Enflasyon: Düşük olmakla beraber varlığını kesintisiz devam ettiren
enflasyondur. Yüzde 3-8 arasında değişir. Ekonominin iç dinamizmi için gerekli
olduğunu savunanlar vardır. Bu durumun başka bir tanımı da enflasyon içinde
büyümedir.
-
Yüksek Enflasyon: Yüzde 10’un üzerine çıkarak yüzde 20’li oranlara
ulaşabilen enflasyondur. Bir ekonomide tüm alarm zillerinin çaldığı bir
göstergedir.
- Dört Nala Enflasyon: Yüksek enflasyon
artık kontrol edilemez bir noktaya gelmiş olup fiyatlar genel düzeyi dörtnala
artmaktadır. Yüzde 25’leri geçmiş ve hatta yüzde 80’lere ulaşmıştır. Bu durum
tam bir ekonomik krizi işaret eder ve zamanında tedbir alınmazsa hiper
enflasyon gibi bir felakete kapı aralanmış olur.
-
Hiperenflasyon: Enflasyon oranı yüzde 80’leri geçmiş, ve hatta yüzde
100’lere ulaşmıştır. Bütün bentler yıkılmış olup fiyatlar bir sel gibi
artmakta, Merkez Bankası piyasaya para yetiştirememektedir. Çare bol sıfırlı
banknotlar çıkarmak veya hayati önemde tedbirlerle bu selin akışını
durdurmaktır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya ve zamanımızda Afrika ülkelerinde
yaşandığı gibi…
Stagflasyon
iki ayrı sözcüğün birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir sözcüktür. İlk bölümü
durgunluk anlamına gelen stagnation, ikinci bölümü de enflasyondan alınmış
bulunuyor. Durgunluk içinde enflasyon anlamına geliyor. Yani reel ekonomik
büyüme olmaksızın fiyatların artmaya devam etmesi halini ya da GYSH’ nın
nominal olarak büyümesine karşılık reel olarak büyümemesi halini ifade eder. Slumpflasyon ise, sık rastlanmamakla
birlikte ekonomik dengenin (ya da dengesizliğin) en korkutucu halidir. Slump;
batma, çökme anlamına geliyor. Enflasyonla birleştirildiğinde çöküş içinde
enflasyon gibi bir anlam çıkıyor. Yani ekonomi küçüldüğü halde enflasyon
olgusunun varlığını ifade ediyor. Dünya çapında en bilinen örneği 1929 büyük
bunalımıdır. Türkiye Ekonomisi de geçmişte slumpflasyonla birkaç kez
karşılaştı. En yakın olanı 2001 krizi sonucunda yaşanan enflasyondur. (3)
C. ENFLASYONLA MÜCADELENİN KLASİK
YÖNTEMLERİ
Enflasyonla mücadele edebilmek için çok çeşitli
yöntemler, araçlar ve politikalar vardır. Uygulayıcılar yönünden baktığımızda
hükümetlerin uygulayacağı mücadele yöntemi Maliye Politikası, Merkez Bankasının
uygulayacağı politika; bankanın asıl görevi olan “Fiyat istikrarını
korumak” amaçlı Para Politikasıdır.
Başka bir deyişle klasik iktisat literatüründe enflasyonla mücadele için iki
temel politika vardır: Maliye Politikası ve Para Politikası..
Maliye
Politikasını hükümetler uygular. Araçları gelirler ve bütçedir. Gelirler
deyimize aklımıza dolaylı ve dolaysız vergiler gelir. Hükümetler yeni vergiler
ihdas ederek veya mevcut vergilerin oranlarını arttırarak piyasadaki talebi
kısma yoluna giderler. Ancak yeni vergiler kanunla konur veya kaldırılır. Artış
yetkisi kanunla hükümete verilmiştir. Özellikle piyasayı direkt etkileyen KDV
ve ÖTV’de yapılan oran artışları fazla talebin kırılmasında etkili olur. Ancak
stagflasyon söz konusu ise Maliye Politikası çok fazla işe yaramaz. Çünkü
zaten, hem firmaların hem de hane halkının reel gelirleri düşmüştür. Böyle bir
durumda vergileri yükseltmek bile bile yeni krizlere kapı aralamak olur.
İkinci bir gelir politikası da
devletçe üretilen veya özel sektörce üretilip önemli ölçüde tüketim vergileri
tahsil edilen malların (petrol, içki, sigara) satış fiyatlarına zam yapmak veya
zam yapılmasını teşvik etmektir. Bu durumda devleti kasasına daha fazla para
girer ve fazla talep kısılmış olur.
Hükümetin önemli bir enflasyonla mücadele
aracı da bütçedir. Devletin bütçe yılı içerisinde yapacağı cari ve yatırım
harcamalarının düzenlendiği bütçelerde enflasyonist baskıyı dizginleyebilmek
için harcamalarının kısıtlanması yoluna gidilir. Ancak bu eylem büyümenin
yavaşlamasına yol açar, kalkınma çabaları sekteye uğrar. Özetle maliye
politikaları iki yönlü bir bıçak gibi çalışır. Hem fiyat artışlarını
dizginleyip, hem de büyüme sağlayacak bir maliye politikası mevcut değildir.
Merkez Bankalarının sahip olduğu
bazı araçlarla para miktarını etkileyerek piyasaya sürdüğü paranın istikrarını
sağlamasına Para Politikası denir.
Başka bir deyişle başlıca görevi fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez
Bankaları, sahip oldukları po0litika araçlarıyla enflasyonu kontrol altına
almaya çalışırlar. Ancak bunun için hem idari, hem de sahip olduğu araçları
serbestçe kullanabilmek için bağımsız karar alabilmeleri gerekir. Bu esas
Merkez Bankacılığının olmazsa olmazı olup, bu bağımsızlığa sahip olmayan
bankaların enflasyonu kontrol altına alması veya başka bir deyişle fiyat
istikrarını sağlayabilmesi mümkün değildir. Hükümetçe veya başka bir merci
tarafından eli kolu bağlanan, ne yapacakları başkaları tarafından dikte edilen
bir Merkez Bankası kısa süreli başarı gösterse de sürdürülebilir bir istikrar
sağlayamaz.
Bankanın sahip olduğu araçların
belki de en önemlisi gösterge faizinin tespitidir. Gerçi bu faiz oranı emredici
değil, Bankanın kendi işlemlerine uygulayacağı bir “Gösterge faiz” olsa da
ticari bankalar başta olmak üzere piyasadaki tüm faiz düzeylerini etkiler. Son
yıllarda Türkiye’de önemli tartışmaların odağı olan ve başkan götürüp, başkan
getiren bu faizin ne yazık ki TCMB tarafından serbestçe tayin edildiğini
söylemek mümkün değildir.
Merkez Bankasının diğer önemli
mücadele araçları para arzını ayarlanması, açık piyasa işlemleri ve reeskont
penceresi işlemleridir. Tüm bu araçlar sıkı para politikası veya sıkılaştırma
denilen operasyonların ana omurgasını oluşturur. Bu operasyonlarla piyasadaki
talep artışının frenlenmesi hedeflenir. Basitçe ifade etmek gerekirse
piyasadaki para bolluğu düşürülünce talep baskısı kırılmış olur.
Son yıllarda tartışılan bir olgu da
Bankanın bol miktarda reeskont kredisi vererek büyümeye katkı yapma misyonunun
olup olmadığıdır. Uzun yıllar bankanın
kredi departmanında yetkili olarak çalışmış bir görevli olarak rahatlıkla şunu
söyleyebilirim ki, enflasyonist baskının şaha kalkmadığı hallerde ileri
teknoloji üretim ve ihracatının reeskont kredileriyle desteklenmesi çok yararlı
olacaktır. Çünkü bu alan ekonominin bal
peteğidir ve her kesimce desteklenmesi gerekir.
Merkez Bankalarının para politikası
“Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” (4) şeklinde özetlenen
monetarist görüş geçerliliğini sürdürdükçe önemini koruyacaktır.
D.21
YÜZYILDA EKONOMİK VE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMLER KARŞISINDA ENFLASYON
Başlangıçta
savaşlar ve dünyayı sarsan terörizm olaylarıyla büyük hayal kırıklığı yaratsa
da 21.Yüzyıl; bu zamana kadar tanık olmadığımız bilimsel, teknolojik ve
ekonomik gelişmelere sahne olmaktadır. Doğaldır ki konumuz olan enflasyonun
yeniden tanımlanması olayını da yönlendirecek esas olgu bilimsel ve teknolojik
gelişmelerdir. Tarih boyunca da böyle olmamış mıdır? Eğer insanlık tarihi
boyunca olup biten tüm bu süreçleri yok sayarsanız geriye ne kalır? Herhalde hâlâ
ilk çağ şartlarında yaşayan insan topluklarından başka bir şey
değil…18.Yüzyıldan beri yaşanan numaralı sanayi devrimleri ve günümüzde
konuşulan Endüstri 4.0 aslında bu şey değil midir?
Öyleyse rahatlıkla ifade edebiliriz
ki gelecek on yılların enflasyonları genel özelliklerinden çok fazla uzaklaşmasa
bile tüm bu bilimsel ve teknolojik gelişim ve değişimlerden etkilenerek onların
izini taşıyacaktır. Peki, bu denli etkili bilimsel ve teknolojik gelişmeler
hangileridir diye sorgulayacak olursak karşımıza ilk olarak Blockhain Teknolojisi çıkar. Kısaca
şifrelenmiş işlem takibi sağlayan bir dağıtık veri tabanı anlamına gelen
Blockhain, birbirini tanımayan ve bu yüzden de birbirine güvenmeye ihtiyacı
olmayan çok sayıda işlem sahibinin (sayısız da diyebiliriz) bu teknoloji
sayesinde bir merkeze bağlı olmaksızın işlem yapmaya izin vermekte, böylece
işlemler direkt olarak alıcı ve satıcılar arasında güvenli bir şekilde
gerçekleşmektedir.
Blockhain Teknolojisi güvenlik
teknolojilerinden tutun da bankacılığa kadar birçok sahada kullanım alanı
bulabileceği gibi esas fonksiyonunu Kripto
/ e parada göstermiştir. Hemen
herkesin Bitcoin’le özdeşleştirdiği elektronik Kripto paranın gösterdiği
olağanüstü gelişmenin “Çok fazla sürmeyecek bir saman alevi “ olduğu sanılmış,
ancak yıllardır para birimlerine göre değer yükselişini ve global etkisini
arttırınca hiç de öyle olmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca çok uluslu
şirketler, büyük bankalar ve hatta merkez bankaları nasıl bir şekil alacağını
izlemeye başlamışlardır.
E, Blockhainin esas fonksiyonu,
uygulama alanı kripto para olunca bu fenomen para biriminin arz ve talebinde
meydana gelecek değişmeler veya ekonomi ile karşılıklı etkileşimin yeni bir tür
enflasyon doğurup doğurmayacağı araştırma konusu olacaktır. Tabii burada esas
mesele bu para birimlerini (Bitcoin, Etheryum
vb.) kontrol eden bir merkezi otorite olmadığı için enflasyonla mücadelede
parasal tedbirlerden söz etmek çok fazla mümkün olmayacaktır. Belki bu paranın
alım gücü düşünce üretimi yavaşlatılabilir o kadar. Bu durumda Merkez
Bankalarının devreye girip hemen herkesin üzerinde mutabakata varacağı tek bir
kripto paranın (Dünya parası gibi) dolaşıma sokulması gerekecektir. Bu aslında
komplo teorisi denilen “Tek bir Dünya
Hükümetinin” ilk adımları olabilir mi?
İkinci önemli gelişme de enflasyonun
arz yönü yani üretim maliyetlerinde ve verimliliğinde oluşacak radikal değişim
ve dönüşümler olacaktır. Başta enerji maliyetleri olmak üzere her çeşit
endüstriyel malların üretim maliyetleri günümüzde hızla filizlenmekte olan Endüstri 4.0, Dördünü Sanayi Devrimi,
füzyon reaktörleri ile
Güneşimiz
misali çok büyük enerji üretimi, güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir
enerji türlerinde hızlı maliyet düşüşleri, ev tipi güneş enerjisi üretim
türlerinin yaygınlaşmasıyla – Pencere
camlarının birer güneş enerji paneli olmasıyla
Cam 3.0 dönemine gireceğiz. Bilindiği gibi Cam 1.0, yüzyıllardır
kullanılan silisyum kaynaklı pencere camı, Cam 2.0, Isıcam ya da yalıtılmış cam
teknolojisi, Cam 3.0, doğrudan enerji üreten cam teknolojisidir – artı gelir
bile elde edebilecektir. Bu durumlarda
fiyatları radikal ölçüde düşen ve adeta sınırsız ölçüde bollaşan mal ve hizmet
üretimiyle “Enflasyonun tarihe
karışacağını” bile öne sürenler vardır.
Talep yönü ne olacak derseniz,
otomasyonun yaygınlaşması ve yapay zekâ – robotik ikilisinin fabrikaları,
hizmet işyerlerini ele geçirmesiyle işsiz kalacak yüzlerce milyon insanın ekonomik
sistemi darmadağın edeceği ileri sürülse bile kendilerine mecburen ödenecek “Vatandaşlık aylıklarıyla” belki de
emekliler gibi hiç çalışmadan fiyatları büyük ölçüde düşen ve hiç olmadığı
kadar bollaşan mal ve hizmetleri rahatlıkla alarak hayatlarını idame
ettirebileceklerdir.
Tüm bu gelişmelerin az gelişmişlerin
dünyasına ne ölçüde yansıyacağı ve o0nları göç etmeye mecbur kalmadan kendi
yurtlarında tutup tutmayacağı şimdiden bilinmemektedir. Ancak özellikle ucuz
enerjiden yeterli ölçüde yararlanarak daha güzel bir dünyada ve daha iyi
şartlarda yaşayacakları kesin gibidir. Buna rağmen özellikle insan kalitesi ve
yönetim bo0zukluklarından kaynaklanan iç gerilimler ve hatta savaşlar nedeniyle
bunlar için enflasyon daha uzun bir süre baş belası olmaya devam edecektir.
Tüm gelişmiş dünyanın kripto e-
paraya geçip, milli bankalar tarafından çıkarılan kağıt para birimlerinin artık
geçmez duruma gelmeleri halinde bu ülkelerin başta hammadde, satacak bir
şeyleri olması gerekir. Aksi halde sonu gelmez karışıklıklar, iç savaşlar,
açlık ve kıtalararası göç onları beklemektedir. Bir zamanlar ucuz iş gücü en
büyük avantajlarıydı ancak Sanayi 4.0’ un dayattığı otomasyon buna çoktan son
vermiştir.
Aslında bu korkutucu gelişmelerden
Türkiye’de nasibini alacaktır. Eğer önümüzdeki iki on yılda ( 2020-30’lar)
sanayileşmemizi tamamlayıp, bilgi toplumuna dönüşemezsek biz de az
gelişmişlerle aynı öykünün içinde olacağız.
E.
ENFLASYONUN ARZ YÖNÜ VE BİR TEORİ DENEMESİ: ENFLASYONDA JET (TEPKİ) TEORİSİ
Enflasyonun arz yönü çoğu defa talep yönünden daha az
önemsenmiş, daha az tartışmalara konu olmuştur. Fiyatlar genel düzeyinde
yükselme deyince ilk alan talep artışları olmuş, enflasyonla mücadele
yöntemleri daha çok bu alanda yoğunlaşmıştır. Gerçekten de para ve maliye
politikaları ayrıntılı olarak incelenirse karşımıza bu olgu çıkar. Galiba bunu
nedeni işin arz tarafına talep tarafı kadar kolay müdahale edilmeyişidir. Arz yönü deyince mal ve hizmet üretimi akla
geldiğine göre bunları arttırarak talebi dengelemek ve enflasyonu bu şekilde kontrol
altına almak çok da kolay değildir. Bir defa, üretimi kısa vadede arttıramayız.
İkincisi salt bu artış bile getireceği talep baskısıyla fiyat artışlarını
hızlandırabilir.
Aynı şekilde yüksek enflasyonun gemi
azıya alıp, dörtnala gittiği, hiperenflasyona dönüşme eğilimi gösterdiği
gösterdiği dönemlerde eğer buna toplam arz veya başka bir deyişle mal ve hizmet
üretiminde net düşüşler meydana gelirse durumun daha da ağırlaşmasını tetikler.
Bu dönemlerde gerek imalat sanayi ve gerekse tarım ve hatta hizmet üretiminde
hızlı düşüşler meydana geldiğinde, yüksek fiyat artışlarıyla cari fiyatlarla
Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyük oranda artmış gözükür.
Gerçekten de 1994 yılında yaşamış
olduğumuz hiperenflasyondaki yıllık artış % 125,49 olarak gerçekleşmişti, bu
durumu çok yakından görebiliriz. Halbuki 1993 yılı enflasyon oranı 57,14’tü.
1994 yılında ülkedeki sinai mal üretiminin hemen tamamının yapıldığı imalat
sanayinde ise sanayi indeksi bir önceki yıla göre aylar itibariyle şöyle
gerçekleşmişti:
AYLAR ARTIŞ ORANI
Ocak 9,1
Şubat -5,1
Mart - 0,3
Nisan - 13,6
Mayıs
- 20,4
Haziran -12,6
Temmuz - 19,9
Ağustos -1,6
Eylül - 9,3
Ekim - 8,2
Kasım -4,4
Aralık -14,0
(Tablo:1)
Görüldüğü gibi imalat sanayinde 1993’ e göre dramatik düşüşler yaşanmıştır. Bu
durum özellikle mayıs-temmuz ayları arasında doruğa çıkmıştır. Tüm bu gelişmeler
GSYİH’da yansımış, cari fiyatlarla yurt içi gelir 1993’te 1997,3 trilyon
liradan 3887,9 triyon liraya çıkmıştır. Halbuki fiyat artışlarından
arındırılmış (1987 sabit fiyatlarıyla) büyüme hızı % -6,1 olup, eksi büyüme
meydana gelmiştir.
Ekomomik yapıda tüm bu olup bitenler
tam da fizik biliminde Jet ya da Tepki
Prensibi dediğimiz şekilde
gerçekleşmiştir. Bu prensibi çok basit olarak balon deneyiyle açıklayabiliriz: Şişirilip ağzından sıkıca tutulan lastik bir balon bırakılırsa balonun ağzından hızla dışarı fırlayan hava ile balon büyük bir hızla ileri fırlar. Farzımuhal balonun içindeki hava devamlı yenilenseydi balonun hareketi sonsuza dek sürerdi. Fizikte buna Jet (Tepki) Prensibi adı verilir.
Günümüzde jet motorları bu prensibe göre çalışır.
Motorun girişindeki büyük fan dışarıdaki havayı emerek motorun yanma odasına
iter. Burada jet yakıtı ile karışarak sıcaklığı ve tepkisi büyük çapta artmış
olarak motorun egzosundan dışarı fışkırır. İşte bu güçtür ki dev gövdeli
uçakları kanatların yardımıyla havaya kaldırır ve baş döndürücü bir hızla ileri
iter.
( Resim:1)
Tekrar balon deneyine dönecek olursak, ekonomik
yapıyı şişirilmiş bir balon gibi farz edersek tıpkı balonun ağzından dışarıya
fırlayan hava gibi büyük ölçüde düşen mal ve hizmet üretimi mevcut enflasyonu
kamçılayarak ekonomik yapıyı ileri iter.
Başka bir deyişle cari fiyatlarla GSYİH’yı şişirerek
büyük ölçüde artmış gösterir. Nitekim yukarıda zikrettiğimiz gibi 1994 yılında
başta imalat sanayi olmak üzere mal ve hizmet üretiminde meydana gelen hızlı
düşüşler GSYİH’yı 1997,3 trilyon liradan 3887,9 trilyon liraya yükselmiştir.
Keza 2001 yılında meydana gelen
ekonomik krizde de imalat sanayinde aylar itibariyle meydana gelen dramatik
düşüşler (Tablo:2) fiyat artışlarını
TÜFE olarak % 68,3 ve TEFE olarak da % 88,56’ya yükseltmiştir. Halbuki bu
oranlar kriz öncesi (2000 yılı) sırasıyla % 48 ve % 52’idi.
Ocak 9,0
Şubat -3,5
Mart -6,0
Nisan -12,7
Mayıs - 11,3
Haziran -13,3
Temmuz -11,9
Ağustos - 11,3
Eylül - 8,7
Ekim -13,6
Kasım - 15,2
Aralık -9,1
(Tablo:2)
Tabloda görüleceği üzere 2001’de ekonominin amiral
gemisi imalat sanayinde meydana gelen hızlı üretim düşmelerine bağlı olarak
“Ekonomi Balonu” bir önceki yıla göre % 86,56 ileri fırlamıştır.
İşte tüm bu incelemelerden
yapacağımız çıkarım şudur: Yüksek enflasyon dönemlerinde talebin daraltılması
için başvurulan para ve maliye politikaları yanında özellikle imalat sanayiinde
hızlı düşüşler yaşanmamasına azami önem verilmelidir.
Aksi halde yüksek enflasyon
kaçınılmaz bir şekilde hiperenflasyona dönüşebilir. 1994 ve 2001 yıllarında
yaşananlar tam da budur.
F. SONUÇ:
21.Yüzyılın henüz yaşanmamış ilerdeki on yıllarında
baş döndürücü bir gelişme kaydedilecek teknolojinin; ekonominin bütünü ve arada
enflasyon kavramı üzerindeki fenomen yansımaları iktisat kitaplarına henüz çok
fazla girmedi. Belki de şimdi çok tanıdık gelen ekonominin bu önemli “Ateşli hastalığının“ alacağı yeni şekiller
üzerinde reçeteler yazılması tercih edilecek. Ancak şimdilik biraz karanlık
olan bu konuya az da olsa, ışık böceği misali küçük küçük ışıklar tutarak
hazırlıklı olmalıyız.
Öte yandan enflasyon denen bu olguyla daha iyi mücadele
edebilmek için, pozitif bilimlerle bağlantı kurup yeni teoriler üretmek de
ilginç olacaktır. Çalışmamızda açıklanan teori bu amaca yöneliktir.
(1) Daniel Conaghan- Dan Smith, Para Kitabı, NTV Yayınları,
İstanbul 2014
(3) Mahfi Eğilmez, A.g.e.
(4) Prof.Dr. İlker
Parasız, Kriz Ekonomisi, NTV Yayınları, İstanbul 2014
Ek: İngiltere Gelecek Enflasyon Hesaplaması- Tam
istihdamda, gelişmiş, istikrar kazanmış ekonomilerde yapılabilir.
UK Future Inflation
Calculator
Prediction: U.K. Inflation
Rate, £100 in 2020 to 2050
The buying power of £100 in 2020 is predicted to be equivalent to £242.73 in 2050.
This calculation is based on future inflation assumption of 3.00% per year. Use the calculator on the left to change this prediction. Or, use the annual inflation rate calculator to view inflation in the past.
Projected inflation, 2020 to 2050
|
|
Cumulative
price change
|
142.73%
|
Average
inflation rate
|
3.00%
|
Converted
amount (£100 base)
|
£242.73
|
Price
difference (£100 base)
|
£142.73
|
CPI in
2020
|
1,138.243
|
Inflation
in 2020
|
1.50%
|
GBP Inflation
since 1750
Buying power
of £100 in 2020
This chart shows a calculation of buying power equivalence for £100 in 2020 (price index tracking began in 1750).
For example, if you started with £100, you would need to end with £242.73 in order to "adjust" for inflation (sometimes refered to as "beating inflation").
Future inflation is estimated at 3.00%.
When £100 is equivalent to £242.73 over time, that means that the "real value" of a single
This effect explains how inflation erodes the value of a pound over time. By calculating the value in 2020 dollars, the chart below shows how £100 buys less over the past 30 years.
This table shows the results of the inflation prediction, with base values from the Office for National Statistics:
Year
|
Pound Value
|
Inflation Rate
|
2020
|
£100.00
|
1.50%
|
2021
|
£103.00
|
3.00%
|
2022
|
£106.09
|
3.00%
|
2023
|
£109.27
|
3.00%
|
2024
|
£112.55
|
3.00%
|
2025
|
£115.93
|
3.00%
|
2026
|
£119.41
|
3.00%
|
2027
|
£122.99
|
3.00%
|
2028
|
£126.68
|
3.00%
|
2029
|
£130.48
|
3.00%
|
2030
|
£134.39
|
3.00%
|
2031
|
£138.42
|
3.00%
|
2032
|
£142.58
|
3.00%
|
2033
|
£146.85
|
3.00%
|
2034
|
£151.26
|
3.00%
|
2035
|
£155.80
|
3.00%
|
2036
|
£160.47
|
3.00%
|
2037
|
£165.28
|
3.00%
|
2038
|
£170.24
|
3.00%
|
2039
|
£175.35
|
3.00%
|
2040
|
£180.61
|
3.00%
|
2041
|
£186.03
|
3.00%
|
2042
|
£191.61
|
3.00%
|
2043
|
£197.36
|
3.00%
|
2044
|
£203.28
|
3.00%
|
2045
|
£209.38
|
3.00%
|
2046
|
£215.66
|
3.00%
|
2047
|
£222.13
|
3.00%
|
2048
|
£228.79
|
3.00%
|
2049
|
£235.66
|
3.00%
|
2050
|
£242.73
|
3.00%
|